Ekonomi Siyaset

Bir ‘yeni model’ çıkışı da Özilhan’dan: Politikalar yüzünden suni kapana kısıldık

Anadolu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan, yürütülen politikalar nedeniyle Türkiye’nin suni bir faiz-kur kapanına sıkıştığını belirtti. TÜSİAD yönetimi ekonomideki gelişmelere ilişkin hafta sonu bir açıklama yayınlayarak, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan..

Bir ‘yeni model’ çıkışı da Özilhan’dan: Politikalar yüzünden suni kapana kısıldık
Anadolu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan, yürütülen politikalar nedeniyle Türkiye’nin suni bir faiz-kur kapanına sıkıştığını belirtti.

TÜSİAD yönetimi ekonomideki gelişmelere ilişkin hafta sonu bir açıklama yayınlayarak, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından ortaya atılan Çin tipi ekonomi modelinin istenen sonuçları vermeyeceğinin görüldüğünü, hükümeti ‘genel kabul görmüş iktisat bilimi kurallarına hızla dönmeye’ çağırmıştı.

TÜSİAD’ın bu açıklamasına tepti gösteren Erdoğan, “Sizin cinsinizi de, cibilliyetinizi de gayet iyi biliyoruz. Siz ‘Acaba bu hükümeti nasıl çökertir de isteyeceğimiz, sömüreceğimiz bir hükümeti iş başına getirtiriz’, bunun için mücadele ediyorsunuz. Millet size bu fırsatı vermeyecek” diye çıkışmıştı.

Bu defa TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Özilhan yeni modelle ilgili görüşlerini paylaşarak, “Üretim yapısının cari fazla hedefi doğrultusunda dönüşmesini, tek başına rekabetçi kur politikası sağlayamaz” dedi.

Türkiye’nin katma değeri yüksek ürünler üretebilmek adına altyapısını tamamlamadan ihracat odaklı bir ekonominin mümkün olamayacağını ifade eden Özilhan, “Dimyat’a pirince gidelim derken eldeki bulgurdan oluruz” diye yazdı.

Özilhan’ın Dünya gazetesindeki yazısının tamamı şöyle:

“İzlenmekte olan faiz indirim politikası sonrasında duruma baktığımızda şunu görüyoruz: TL’de şiddetli bir değer kaybı yaşanıyor. Maliyetler yükseliyor. Enflasyon hızlanıyor; halkın satın alma gücü eriyor. Üstelik kredi faiz oranları düşmediği gibi yükseliyor. Yeni yatırım yapmak bir tarafa yeni yıl için üretim planlamaları bile yapılamıyor. Çünkü bu planlamaların temel parametreleri olan enflasyon ve kur tahminleri her an değişiyor. Mal sevkiyatları da aksıyor. Düşük faizler sayesinde uzun vadeli yatırımlarla ekonomik yapıyı değiştirmek ve cari fazla veren bir ekonomi olmak için çabalarken, eldekini de kaybetme riski ortaya çıkıyor. Ekonomiler uzun vadede büyüme ve istihdam yaratmayı hedefler. Buna üretim yapısının daha fazla katma değer yaratan, teknoloji yoğun ve rekabetçi yönde değişmesini de ekleyebiliriz. Uzun vadeye kısa vadelerden geçerek ulaşılır. Kısa vadeli öncelik ise istikrardır. İstikrar sağlanmadan uzun vadeli hedeflerin hiçbirisini gerçekleştirmek mümkün olmaz. Çünkü üretim ve yatırım kararları istikrar olmadan, öngörülebilirlik olmadan verilemez. Geleceği güvenilir biçimde tahmin etmeden üretim ve yatırım planlaması yapılamaz; yeni sipariş verilemez; yeni elemanlar istihdam edilemez. Yani istikrar olmadan üretim de büyüme de olmaz. Üretim ve yatırım yoksa ihracat da olmaz. Üretim odaklı ihracatı önceleyen ekonomi modelinin amaçladığı hedeflere istikrarsız bir ekonomi ile ulaşılamaz.

‘Düşük ücret cenneti olmayalım’

Kaldı ki üretim yapısının cari fazla hedefi doğrultusunda dönüşmesini, tek başına rekabetçi kur politikası sağlayamaz. Uluslararası piyasalarda rekabet edebilecek katma değeri yüksek ürünler üretebilmek için teknoloji ve nitelikli işgücü gerekir. Bunu sağlamanın yolu, eğitim alt yapısından ve teknoloji-inovasyon ekosistemine uzanan çok geniş bir alanda kapsamlı reformların kararlılıkla uygulanmasından geçer. Böyle politikaların başarılı olduğu ülke örneklerinden biliyoruz ki, sonuç ancak uzun yıllardan sonra alınabilir. Bu süre içinde bir yandan da rekabetçi kurun ülkeyi düşük ücret cennetine çevirmesine engel olmak ve yeterli istihdamı sağlamak gerekir. Bu ise, istikrarlı bir makroekonomik ekonomik ortam olmadan mümkün değildir. Aksi halde Dimyat’a pirince gidelim derken eldeki bulgurdan oluruz.

‘Asya, Latin Amerika krizleri’

Korkarım ki asgari ücrette sağlanmış olan artışın bir bölümü, bu artış daha çalışanların eline geçmeden, TL’deki değer kaybı ve bunun sonucunda satın alma gücünün erimesi ile buharlaşacak. Sonuçta devlet çalışanın refah seviyesinde sağlanacak iyileşme için gerekenden çok daha fazla kaynak harcamış olacak. Ülkemizin kaynaklarını en verimli şekilde kullanmak için politikalar arasında bir tutarlılık olması gerekir.

Tarihteki krizlere baktığımızda, devletlerin faiz ve kur arasında bir kapana sıkışmasının krizleri tetiklediği görülür. Bugün ekonomik dengeler açısından ülkemizde bu kapanın zemini yok. Buna rağmen, bu kapan benimsenen politikalar yüzünden suni olarak ortaya çıkmış durumda. Faiz artışı ihtimali gündemden çıkartıldığında elde döviz kurlarındaki spekülasyonu önleyebilecek sağlam bir araç kalmıyor. TL’deki değer kaybını sadece döviz satarak engellemek mümkün değildir. Asya krizi, Latin Amerika krizi gibi tarihsel örneklere bakınca bu durum net olarak görülür. TL’ye güven sağlanmadığı sürece, cari işlemler fazlası da dolarizasyon nedeniyle artan döviz talebini karşılayamaz. TL’deki değer kaybı ve dolarizasyon arasında rezervlerin ve cari fazlanın kıramayacağı bir kısır döngü meydana gelir. Bu kısır döngüyü kırmanın ve TL’deki değer kaybını önleyebilmenin tek yolu, üç kuruş birikimini korumaya çalışan dar gelirli vatandaştan, bir hafta sonra ne olacağını kestiremeyen yatırımcıya kadar bütün halkın, bütün piyasa aktörlerinin ekonomi yönetiminin kurlarda istikrarı sağlayabilecek politika araçlarına sahip olunduğuna ikna olmalarıdır.

Yeni açıklanmış olan üretim odaklı ihracatı önceleyen ekonomi modelinin başarısı istikrarın sağlanmasına bağlıdır.”

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL