Nilüfer AYDEMİR

Cinsiyetten Salgına

“Kendini değiştir,  iklimi değiştirme” sözünün haklılığına ve Covid-19 gibi biyolojik salgınların dünya nüfusunu üzerindeki etkisine bir bakalım bu hafta.. DNA’nın üzerinde yürütülen çalışmalar bilim dünyasında pek çok araştırmayı da beraberinde..

Cinsiyetten Salgına

“Kendini değiştir,  iklimi değiştirme” sözünün haklılığına ve Covid-19 gibi biyolojik salgınların dünya nüfusunu üzerindeki etkisine bir bakalım bu hafta..

DNA’nın üzerinde yürütülen çalışmalar bilim dünyasında pek çok araştırmayı da beraberinde getiriyor.  Tarımsal üretimde ve hastalık mücadelelerinde ciddi ve kayda değer gelişmeler elbette insanlık adına büyük bir başarı. Tabi peşi sıra gelen sağlık sorunları ise yabana atılacak gibi değil. Geçtiğimiz hafta olduğu gibi Kasım 2020’de Raskolnikov’dan çıkan Luke O’Neill’in Humanoloji/İnsan Bilim kitabından çarpıcı alıntılar yaparak başlayalım istiyorum;

“Erkek sayısı kız sayısından daima bir nebze olsun %49’a(kız), %51(erkek) kadar, fazladır. ..Sözünü ettiğimiz oran değişmektedir…Kanada’da yapılmış bir çalışma, petrol rafinerilerinden, metal eritme fırınlarından ve kağıt hamuru fabrikalarından kaynaklanan kirliliğe maruz kalan topluluklarda söz konusu oranın erkeklerin aleyhine kayarak cinsiyet oranın normal değerine yaklaştığını gözler önüne sermiştir. Zira diyoksin adı verilen kimyasallar olması muhtemel bu kirleticilerin cinsiyet oranlarına bu tür etkileri olduğunu göstermişti…

Japonya’da yapılmış bir diğer çalışmada erkek fetüslerinin iklim değişikliğinin etkilerine karşı özellikle duyarlı olduğu bulundu. Söz konusu çalışmadaki araştırmacılar, 1968’den 2021’ye dek Japonya’daki aylık sıcaklıklara, özellikle de iki aşırı hava olayına baktılar: 2010’daki aşırı sıcak yaza ve 2011’deki aşırı soğuk kışa. Sıcak yazdan 9 ay sonra dişilerin sayısı erkeklerden açıkça fazlaydı… Erkek fetüslerin aşırı sıcaklara henüz bilinmeyen nedenlerden daha duyarlı oldukları görünüyordu.  Bu da demek oluyor ki küresel ısınmanın akla hayale gelmeyen sonuçlarından biri de erkekten daha fazla dişinin doğacak olmasıdır…”

Küresel ısınmanın artışı ile insan nüfusunda kadın/erkek oranının kadınlardan yöne arttığını söyleyen bilim cinsiyet/cinsel yönelime müdahale edebiliyormuş en azından söz konusu kitapta bir araştırmada dişi fareler üzerinde sonradan FucM adı verilen genin silinmesi sonucu heteroseksüelitenin, homoseksüellik yönünde değiştiğini bulduklarını söylüyor. Bilim dünyasının DNA cazibesinde biyolojik salgınlar üstüne başarısına bakalım hadi..

Avustralya’daki ekosisteme müdahalenin 1788’de adaya ait olmayan bir tür olan 14 tavşanın getirilmesi ile başladığı söylenir. Akabinde de geçen on yıllar içinde mücadelenin yapılmaya başlandığı. Bunlar içinde en acımasız olanı sanırım zehirli yiyecek ve de ateşli silahlarla öldürmek… Öte yandan 1900’lerin başından itibaren biyolojik mücadele yöntemleri de deneniyordu. 1950’de miksoma virüsü kasıtlı olarak tavşanlara salındı ve ciddi bir azalma gösterdi. Asıl şaşırtıcı gelişmeler 1991 yılından sonra gözlemlenmeye başlandı.

“Commonwealth Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Örgütü (CSIRO) , yabani tavşanların biyolojik kontrolü için tavşan kanamalı hastalığına (RHD) neden olan bir Calicivirüsün potansiyelini kapsamlı bir şekilde test etti.. Avustralya’nın daha soğuk, daha nemli bölgelerinde bulunan ve tavşanlara daha virülan forma karşı bağışıklık kazandıran iyi huylu bir kalisivirüs nedeniyle, virüsün başarısının kuru alanlarda daha yüksek olduğu bulundu.” (https://stringfixer.com/tr/Rabbits_in_Australia)

Ve evet vurucu bölüme geçelim mi?

Virolojist Francisco Parra başkanlığındaki bir ekip ile çalışan Oviedo Üniversitesi de, Asturias , Kuzey İspanya, 2012. virüsün yeni bir varyantını tespit  patojen, K5 (RHDV1) yeni bir gerginlik, hem son derece öldürücüdür ve oldukça bulaşıcı. 2017 yılında, Avustralya makamları tarafından kıtada yaklaşık 600 noktada serbest bırakıldı. Evcil tavşan sahiplerine hayvanlarını aşılamaları tavsiye edildi” (https://stringfixer.com/tr/Rabbits_in_Australia)

Covid-19  ( SARS-CoV)gibi dünyayı sarsan diğer insan hedefli viral salgınlar neydi hatırlayalım mı?

2009 yılındaki Domuz Gribi diğer bir adıyla “H1N1pdm9” influenza virüsü.. RNA kökenlidir. A, B, C, D olmak üzere 4 alt tipi vardır.

2012 MERS (MERS-CoV) ise Coronavirüs’dür. Orto Doğu kökenli akut solunum yolu enfeksiyonu olup viraldir.

Bilim dünyasının dünyayı ve insanı fethi sürerken, gerek 2009 gerekse 2012’de ortaya çıkan bu virüslerin solunum yolu enfeksiyonları olması sebebiyle Avustralya’daki tavşan avına benzer özellikler taşıdığını söylersek hata etmiş olur muyuz dersiniz?

Yediğimizden içtiğimize yani tükettiğimiz gıda ne ise o’na dönüşürken söz konusu salgınların da gıda kökeni bence bir soru işareti olarak burada durmalı..

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL