Cumhur İttifakının Yeni Ortağı

0
131

28 Temmuzdan buyana hepimizin gözü kulağı orman yangınlarındaydı.

Ekonomik sıkıntılar, paramızın değer kaybetmesi, işsizlik, Afganistan’a asker gönderme, hatta pandemi bile gündem dışında kaldı, önemsizleşti, unutulmaya başlandı.

Yangın alevlerinin arkasında kalan Suriyeli ve Afgan mültecileri sorunu ise tüm hızıyla büyüyerek sürüyor.

Sosyal medyada yayınlanan videolarda sahillerde denize giren, eğlenen mülteciler…

Sınırlarımızdan yürüyerek ya da arabalarla geçen Afgan mülteciler…

İstanbul başta olmak üzere kentlerimizde ger geçen gün artan mülteci yoğunluğu, kavgalar, çatışmalar…

Ve toplumumuzdan yükselen “ülkemiz işgal ediliyor” sesleri, itirazlar…

Suriyeli mültecilerin bizleri tehdit eden açıklamaları…

Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın “mültecilerin elektrik ve su faturalarına 10 kat zam yapma” kararı üzerine yaşanan tartışmalar…

*

RTE-AKP’nin mülteciler konusundaki tavrı ve beklentisi ise farklı.

Anımsayalım.

  • 16 Haziran, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Joe Biden arasında Brüksel’de görüştü. Bu görüşme sonrası RTE-AKP’nin söylemi başka bir boyut kazandı.
  • 21 Temmuz, RTE, “Biz bu ülkede iktidarda olduğumuz sürece bize sığınan Allah’ın kullarını biz katillerin kucağına atmayız. Bu kadar açık söylüyorum. Şu anda bunlar bize sığınmışlar ‘el aman’ diliyorlar. Bu el aman dileyenlere ‘Hadi geldiğiniz yere dönün’ diyemeyiz.”
  • 26 Temmuz, AKP Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay, “Türkiye’nin Suriyeli mültecilerle yaşamak zorunda… Bu bir kader biraz da… Bir açıdan baktığımızda da göç bir toplumu dirilten bir şeydir. Canlandıran bir etki de yapar. Bakın Türklerin Alman ekonomisine yaptığı katkıdan bahsediliyor. Belki Suriyelilerin de ilk gelenleri sanayi, inşaat alanında çalışanlar olarak kalacaklar ama Suriyelilerin Türkiye’ye yaptığı katkı ile Türkiye Arap dünyası ile arasında çok ciddi bir köprü oluşturacak.

Çok önemli bazı yerlerden Suriyelileri bir çekin, Suriyeliler bir gitsin ülke ekonomisi çöker” ifadelerini kullandı.

  • 27 Temmuz, bu sefer AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki, “Şimdi bazı şehirlerde sanayiyi onlar ayakta tutuyorlar. Gaziantep sanayisine gidin yüz binlerce insan en ağır ve en zor işlerde çalışıyorlar. Kayseri sanayisinde de öyle. İşçi bulamıyorlar, bu adamlar çalışıyor.”
  • 7 Ağustos, RTE, “Zayıf ülke olmadığımız için 4 milyon Arap ve Kürt mülteci korumamız altında. Türkiye alırken mevcut imkanlarıyla alıyor, finansmanı iyi yönettiği için bunu başarıyor. Bundan sonra da yine finansı iyi yöneterek bu tür adımları atacağız” dedi.

RTE-AKP, Suriyeli ve Afgan mültecileri konusunu ekonomik boyuta indiriyor ve ekonomiyi doğru yöneterek sorun olmayacağını, gelebileceklerini söylüyor.

RTE, bu söylemlerle koruyucu melek konumuna bürünerek Suriyeli ve Afgan mültecileri kendisine taraftar yapmaktadır.

RTE-AKP’nin bu politikasına destek ise batıdan geldi.

  • Avusturya Başbakanı “Afgan göçmenlerin Türkiye’de kalmaları daha doğru” dedi.
  • Ardından ABD, kendi adlarına Afganların tahliyesi için komşu ülkelerle görüştüklerini ve İran üzerinden Türkiye’ye gidebileceklerini bildirdi. 
  • Almanya Başbakanı Merkel “Türkiye ile bu anlaşmanın (göçmenler ve mülteciler üzerine) devam etmesini istiyorum, bu insanlar için en iyisi” olduğunu söyledi.

*

Mülteci sorunu sadece ekonomik mi?

Yakın geçmişte dile getirilen söylemler, RTE-AKP’nin mülteci konusundaki beklentilerinin ve amacının sadece “insani” olmadığını görmemiz için yeterlidir.

28.05.2017’de Ensar Vakfı Genel Kurulu’nda konuşan RTE’nin, “Siyasi olarak iktidar olmak başka bir şeydir. Sosyal ve kültürel iktidar ise başka bir şeydir. Biz 14 yıldır kesintisiz iktidarız. Ama hala sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda sıkıntılarımız var” sözü, gerçek amacını göstermektedir.

RTE-AKP’nin esas hedefinin Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim şeklini değiştirmek ve Türkiye’yi bir “İslam Cumhuriyeti” haline getirerek “halifeliğini” ilan etmek olduğunu bilmeyen var mı?

Bu hedeflerine ulaşabilmek için son adımın 2023 seçimleri olduğu açıktır.

Mülteci sorununa karşı yürütülen politikaya bu açıdan baktığımızda RTE-AKP’nin birbirini tamamlayan iki amacı olduğu görülmektedir.

1. Geçmişte başaramadık dediği “sosyal ve kültürel değişimi” mülteciler üzerinden gerçekleştirmek. Suriyeli ve Afgan mültecilerle gelen Arap kültürünü kabul etmemiz, yaşam şekillerine alışmamız hatta uyum sağlamamız ve böylece Türkiye’nin sosyal ve kültürel yapısında değişimi sağlamak, Araplaştırmak.

2. Mültecilere vatandaşlık vererek seçmen yapmak ve oy tabanını geliştirerek 2023 seçimlerini kazanmak.

*

Göç İdaresi Genel Müdür Yardımcısı Dr. Gökçe Ok’un (17 Mart 2021) açıklamalarına göre, Türkiye’de 196 farklı ülkeden yaklaşık 5,5 milyon insan olduğunu ve bunların 3,6 milyonunun 2011 krizinden itibaren Suriye’den gelenler olduğudur.

Mülteciler Derneğinin Haziran 2021 verilerine göre;

Türkiye’deki geçici koruma altındaki kayıtlı Suriyeli sayısı 23 Haziran 2021 tarihi itibarıyla toplam 3 milyon 684 bin 412 kişidir.

18 yaş üstü Suriyeli mültecilerin %52,6’sı (1.938.159) seçmen yaşındadır.

15-18 yaş aralığında olan 255.900 Suriyelinin de 2023’e kadar seçmen yaşına ulaşacağını da hesaba katarsak, 2023 seçimleri döneminde 2.194.059 Suriyeli göçmen seçmen yaşında olacaktır.

25.01.2019 tarihi itibariyle 57 milyon 93 bin 985 olarak açıklanan seçmen sayımızın 2023’de 64 milyon olacağı tahmin edilmektedir.

Sadece Suriyeli mültecilere vatandaşlık verilmesi ve seçmen statüsü kazandırılması durumunda seçmen sayısının yaklaşık %3,32’si Suriyeli mülteci seçmenler olacaktır.

İktidarda kalabilmek için her türlü siyasi manevrayı yapabilen, %1 oyun bile peşine düşen RTE-AKP’nin Suriyeli mültecilere seçmen statüsünü kazandırarak %3,32’lik bir oy tabanı yaratmak isteyeceğini düşünmemek elde değil.

Görünen gerçek, önümüzdeki süreçte Cumhur ittifakının yeni ortağı “Suriyeli mülteciler partisi” olacaktır.

*

Haziran 2021’e göre il nüfusunun %2’sinden fazla Suriyeli göçmenlerin bulunduğu illerdeki durum çarpıcıdır.

İllerSuriyeliOranı
Kilis105.00974,20%
Hatay435.84526,30%
Gaziantep451.96221,60%
Şanlıurfa424.02320,10%
Mersin230.32812,50%
Adana254.09311,30%
Mardin89.50410,50%
Osmaniye46.6218,51%
K.Maraş94.0378,00%
Bursa180.2065,80%
Kayseri80.3335,70%
Konya120.0385,40%
Nevşehir12.0384,00%
Malatya31.0653,80%
İstanbul527.7493,50%
Adıyaman22.4153,50%
İzmir148.6063,40%
Burdur8.2473,10%
Kocaeli55.6682,80%
Şırnak14.9902,70%
Batman15.6552,50%
Elazığ12.5742,10%

Böylesi bir durumda RTE-AKP’nin Cumhurbaşkanlığı seçimini sağlama almasının yanı sıra milletvekili seçimlerine olacak olası yansımasına da bakalım.

07.06. 2015 seçimlerine göre bir milletvekilinin seçilebilmesi için gerekli oy sayısı da dikkate alındığında, 2023 seçimlerinde 23 milletvekilinin seçilmesini sağlayacak bir Suriyeli nüfusun var olacağı görülmektedir.

  Olası Suriyeli Çıkacak
İllerMv. Sayısı  Seçmen Sayısı Bir Mv. İçin OyMv.
Kilis252.00023.1822
Hatay11215.00064.4843,3
Gaziantep14225.00071.4763,1
Şanlıurfa14212.00052.1904,1
Mersin13115.00085.9691,3
Adana15130.00076.4441,7
Mardin645.00055.7380,8
K.Maraş848.00058.2640,8
Bursa2090.00087.5221,1
Konya1561.00073.8710,8
İstanbul97270.00090.0003
İzmir2875.00093.5000,8

Bu sayılara Afgan göçmenlerin de eklenebileceğini,

Geçmiş seçimlerde usulüz ve sahte kimliklerle oy kullandırma gibi girişimlerin de olabileceğini düşünürsek,

Mülteci sorununun ne gibi sonuçlara neden olabileceğini görmek için kahin olmaya gerek yoktur.

*

Mültecilerin durumu bir insanlık dramı ve sorunudur.

Kapitalizmin emperyalist politikalarla uyguladığı bu sömürü düzeninin yarattığı yoksulluk ve çatışma ortamından kaçan insanlar güven içinde olacakları batı ülkelerine doğru göç etmektedirler.

Bu insanların göç etmesine neden olan batının kapıları mültecilere kapalıdır ve ülkemizi mültecilerin sığınacağı son durak olarak görmektedirler.

RTE-AKP politikalarını kabul edercesine Suriyeli ve Afgan mültecileri kabullenmekle,

  • Çağdaş yaşama biçimimizi,
  • Yüzyıllara dayalı kültürümüzü,
  •  Demokratik Laik Cumhuriyetimizi

Yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalacağımızı da görmemiz gerekmektedir.

Özellikle muhalefetin mülteci sorununun çözümü için insan hakları temelinde ulusal ve uluslar arası boyutlarıyla politikalar üretmeleri ülkemizin geleceği açısından son derece önemlidir.

Sözün sonu kendinize;

Ormanlarımıza ve doğamıza sahip çıktığımız kadar çağdaş yaşamımıza sahip çıkmak hepimizin görevi ve sorumluluğudur.

-Reklam Alanı-