Nilüfer AYDEMİR Yazarlar

Feryad-ı İsyanım; Ülkeyi Seçim Mi Kurtaracak?

“Politikacılar gelecek seçimi düşünür, devlet adamları ise gelecek nesili.. ” James Freeman Clarke Yazılarımı takip edenler bilir, tarım sektörünü anlatmaya çalışırken bazen farklı konulara değiniyor, elimden geldiğince de apolitik olmaya..

Feryad-ı İsyanım; Ülkeyi Seçim Mi  Kurtaracak?

“Politikacılar gelecek seçimi düşünür, devlet adamları ise gelecek nesili.. ”
James Freeman Clarke

Yazılarımı takip edenler bilir, tarım sektörünü anlatmaya çalışırken bazen farklı konulara değiniyor, elimden geldiğince de apolitik olmaya çalışıyorum. Bu kez politik bir yazı ile bu durumu öteleyeceğim. Çünkü milletin derdi geçimken seçim derdine düşen politikacıların söylemlerinden herkes kadar ben de rahatsızım. Ve tarihe izninizle not düşeceğim;

“Seçim yok geçim var, seçim varsa anarşi var!”

Sıklıkla dile getirdiğim bir konuyla başlayayım istiyorum: Yerli/Yabancılar tarafından alınan gayrimenkullerin bir kısmı iş insanları tarafından tarımsal yatırım olarak gösterilirken, bir kısmı da vatandaşlık için elde tutuluyor. Döngü ise şöyle köylü/mahalleli halktan bahçe içinde 2 oda bir sofa 220 metre kare ev+ 7.5 dekar arazi 80 (seksen) bin TL olarak 2 yıl önce alınıyor. El değiştiriyor yani taşeronun taşeronu alıyor, bir süre sonra taşerona 100 ( yüz bin) TL olarak evi satıyor. Taşeron bir kaç yıl beklettikten sonra veya yabancı uyruklu bir alıcı bulduğunda yine sadece evi 250 ( iki yüz elli bin) TL satış bedeli belirleyerek satmaya çalışıyor. Arazi mi? O da bir başkasına en az 10 misli bir kar ile satılıyor… bir elden ele oyunu kurulu lakin her şey yasal değil mi? Evet!

Rant bir tarafa ülke tarımı ve kırsalda kaybedilen nüfusun yerini ne alacak sorusu halen cevapsız! Kim üretecek? Kim çiftçi? Holdingleşme kaçınılmaz mı? Filistin mi oluyoruz, yoksa Afrika mı?

Platon, “İdeal bir toplum düzeni ve devlet nasıl var olabilir?” sorusunun peşine düştüğünde Antik Çağ’ı yaşıyordu. Olan bitenin tabletlere kazındığı o çağlardan, dokunmatik telefonların ekranlarından dünyaya anlık erişebildiğimiz Dijital Çağ’a cevap aranan bu soru hiç değişmedi. Peki, binlerce yıldır neden cevap bulunamadı?

Önlemez meşru/yasal şiddet olabilir mi?

Prof. Dr. Güney Çeğin’in Terkipler (Tarihe, Topluma ve Siyasete Dair Yazılar) adıyla Kafka Kitap Kafe Yayınlarından 2017 yılında çıkan ve Türkiye Siyasi Tarihine Dair bölümünde Politik Şiddetin Kavranışına Dair Bir Soruşturma: “Gezi Olayları” Weber’in “Devletin Meşru Şiddet Tekeli” Tezinin Tahrifatından Gayri İncelenebilir mi?” (ss: 321-328) başlıklı yazısında

“Sürekli işlemler yapan yaptırımcı bir siyasal örgüt, düzeninin uygulanmasında, idari personeli fizik güç ve şiddetin meşru kullanımı tekeli haklarını başarıyla elinde tuttukça ‘devlet’ olarak anılacaktır.”

Max Weber ‘e ait şu sözüyle siyasi iktidarların yasa/kanun koyucu gücüne ulaşmasını, kolluk kuvvetleri aracılığıyla uyguladığı şiddetin meşruluğunu devlet olmayla açıklaması şaşırmasın sizi.. Sayın Çeğin’in yazısından alıntılar yapmaya devam etmeden önce tam da burada Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı’nda” Kanun” ( Pozitif Yayınları, Cep Boy 2. Baskı – Ekim 2010 ss:106-110) başlıklı yazısından bir bölüm aktarmak gerekliliği doğuyor;

“En fena kanun, en iyi kanunsuzluktan daha iyidir, denebilir. En doğrusu kanunun iyi yapılması olduğuna şüphe yoktur. Kanuna güvenlik ve saygısı olmayan yerde zarar o kadar büyüktür ki, hiçbir fena kanun, memlekete o kadar ziyan vermez.”

Diye yazdıktan sonraki satırlarında şu misalle dikkati çekmektedir;

” … Ermeni tehciri için yapılan kanundan Dördüncü Ordu da istifade ederek ‘zararlı gördüğü kimseleri ve aileleri harb sonuna kadar sürgün etmek’ usulünü tutmuştu. Her gün vilayetlerden, mutasarrıflıklardan teklifler alırdık: ‘Şu aile muzırdır, münasip bir yere sürülmesine müsaade buyurulması rica olunur.’

Cevap formülü son derece basit idi: ‘…… sürülmesine münasiptir.’ Yalnız kasaba ismini açık bırakıyorum. Erzincan’dan Bursa’ya kadar beğendiği yerin ismini koymak kumandanın elinde idi. ”

Görüldüğü gibi 1915 Ermeni Techiri başlangıcından bir yıl sonrasını, 1916 tarihini işaret eden yukarıdaki ifadeler yasalar eliyle uygulanan şiddetin nedenli korkunç sonuçlar doğurabildiğini gösteriyor. Oysa Kültür ve İletişim (2020, 23(2): 413-442)’de Platon’un Filozof Kral’ı Bağlamında Deli Deli Küpeli Filmindeki Deli Kaymakam Karakterinin Değerlendirilmesi, adıyla yayınlanan araştırma makalesinde Onur Ertürk:

“.. Platon; toplumu yönetmenin kolay bir iş olmadığını, yönetim işinin derin bilgi sahibi, yönetim sanatı ve bilimine kendilerini adayanlar tarafından yapılması gerektiğini savunur. Bu sayede sıradan halk; yönetimden uzak tutulacak, yöneten ve yönetilen ayrımı kurumsallaşacaktır. Yine Şenel’e göre (1995: 143), Platon; bu kurumsal yapının yıkılmaması ve her şeyin altüst olmaması adına kurumları değişime kapalı, durağan, statik bir toplum tasarısı hazırlar. İdealizmiyle birlikte düşünüldüğünde Platon’un siyasî amaçları içerisinde en önemlilerinden biri de değişime kapalı toplum düzeni tasarısıdır… ”

İfadesiyle ideal toplum düzeninin baskıcı ve değişime kapalı olmasını savunan Platon’dan örnekler verir.

Baskı varsa isyan kaçınılmazdır. İsyan varsa batırmak için orantısız (!) şiddet uygulanması olağandır.

O halde, yine Prof. Dr. Güney Çeğin’in yazısına dönersek:

“Gezi direnişinin dayandığı temel mantık, kitlesel sivil itaatsizlikti…

…devletin hunharca uyguladığı şiddet karşısında inadına takınılan şiddetsiz mücadele biçimi, içerik olarak haklılığı var sayılan davaya ek bir meşruiyet sağlar. İtaatsizlik kitleselleştikçe hedef alınan yasa(k), fiili olarak iflas eder; devlet iktidarı, toplumsal meşruiyetini, yani rıza (consent) boyutunu kaybeder ve en sonunda salt zora (coercion) dayanan bir tiranlığa dönüşür. Bu imajın belirlenmesinden sonra devletin baskı araçlarının alaşağı edilmesi ve genellikle dört başı mamur bir devrimden çok, bir reform çağrısı yapan davanın kazanılması, bir an meselesine dönüşür. ”

İfadesi bir baskı-isyan sonucuna(?) yönelik daha anlaşılır olabilir mi? Güney Hoca yazısını sonlandırırken şöyle diyor:

“Şiddet, yaşamın asil motorudur; çünkü yaşam, Friedrich Nietzsche’nin sözleriyle, “aslen ve en temel işlevlerinde yaralama, saldırı, sömürme, yıkma üzerinden işler ve düpedüz bu karakteri dışında hayal dahi edilemez.”

Hayal ettiğimiz ideal toplum ya da devlet bir hüsran.. Gerçek olan George Orwell’in 1984 (Anonim Yayıncılık, 2021-İstanbul, ss: 271-272) kitabında:

“İtaat yeterli değil. Acı çekmedikçe, kendi iradesine değil de senin iradene itaat ettiğinden nasıl emin olabilirsin? İktidar, acı ve aşağılama ile gerçekleşir…. Bu, eski reformistlerin hayal ettiği aptal hedonist ütopyaların (haz hayalleri) tam tersidir. Korku, ihanet ve işkence dünyası, ayaklar altına alınan ve ayaklar altında ezilen bir dünya, mükemmele doğru gittikçe saf acımasızlığı azalacak olan değil daha çok artacak olan bir dünya… Parti’ye sadakat dışında sadakat olmayacak. Büyük Ağabey’e olan sevgi dışında sevgi olmayacak. Yenilmiş bir düşmana karşı zafer gülüşü dışında kahkaha olmayacak. Sanat olmayacak, edebiyat olmayacak, bilim olmayacak… ”

Sözlerinde saklı.. Biz en başa dönüp ideal toplum ve devlet diyenlerin dünyasına yani tabletlerin yazıldığı dünyaya bakalım.

“Kanunsuz yolda gezen,
Geçerli olan gelenekleri aşan, anlaşmaları bozan, Fena yerlere beğenerek bakan,
Büyük ağırlık ölçüsü yerine küçüğünü koyan,
Uzun ölçü yerine kısasını kullanan,
Kendine ait olmayanı yiyip de ‘yedim’ demeyen
İçip de ‘içtim’ demeyen
İnsanlar fena kimseler Tanrıça Nanşe için.”
….

” Sümer’de sosyal adaleti koruyan Tanrıça (Nanşe), senede bir kere insanları iyi veya fena hareketlerinden dolayı yargılar, kötüleri cezalandırır. Bu inanış İslam’a Şaban ayının 15’inde Berat Kandili olarak girmiştir.”

Muazzez İlmiye Çığ, Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni kitabında sosyal adaleti koruyan Tanrıça Nanşe’den böyle bahseder.

Sözün özüne gelirsek seçimi bir geçin, tarım sektörünün yapısal sorunları kadar yasa eliyle yasa dışı bir kazanç kapısı olan konulara eğilin.. Ve artık iddia etmeyin, ideal peşinde koşmayın! Yoksa Mazlum Çimen misali

“Öyle hüküm duyurmuşlar Tanrılar divanında
Ha ben sana yollanmışım, ha Muhammet miraca”

Diye diye ben de Feryad-ı İsyanımı basacağım.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL