Fikir Başka Zikir Başka

0
36

“Koyun kurt ile gezerdi, fikir başka olmasa”

Aşık Veysel Şatıroğlu

Çiftçilik bir meslektir dedik ve daha önce tanımını yaptık. Yineleyelim istiyorum. Çiftçi; geçimini hayvancılık veya bitkisel üretim yaparak sağlayan ve kendi hesabına çalışandır. Esnafın sigortası nasıl ki Bağ-Kur, işçinin-özel sektör çalışanının ki sigorta ise Ek-5 gibi tarımda(!) çalışanları kapsayan (15 günlük ödemeden kademeli olarak 28-29 güne ulaşan bir) zorunlu olmayan bir prim sistemi mevcuttur.

Tarım Kredi Kooperatif’inin faizin faizini aldığı sözde yatırım amaçlı kredilendirmeleri sonucu çiftçi haciz ve borçlarla gündemimizde değil mi? Tefecilikle benzer bir yol izlemekle suçlanıyor üstelik!

“Cin olmadan adam çarpmak” diye bir tabir vardır, genellikle işin ehli olmayan lakin hileye başvuranlar için kullanılır. Çiftlik Bank dolandırıcılığı halen akıllarda iken bundan ders almamış olmalıyız ki “çiftliğim” adıyla bir yenisi daha ortaya çıktı. Yani sanal ortamda çiftçilik yapmaya heves edenler dolandırılmaktan yine kurtulamadı.

Peki, ya gerçek ortamda dolandırılan çiftçi? Bir çiftçimizin geçtiğimiz üretim sezonu sonundan elde ettiği kekik hiç bilmediği bir tüccar tarafından 10 bin TL’si peşin, 16 bin TL’si bir hafta vadeli olmak üzere alınıyor. Bin bir emekle, yağmur çamur, yaz kış demeden çalışıp çabaladığı o ürününden kazancı maalesef ki 10 bin TL olarak hanesine yazılmakla kaldı zira 16 bin TL ödenmedi! Bu ilk mi? Elbette hayır!

Çiftçi her sezon sonunda elde ettiği ürününü satmakta zorluk çekiyor, devletin serbest piyasadaki fiyat kontrolü açısından müdahalesini şayet alım müdahalesi de eklenmemişse çiftçi artık kumar masasına oturuyor diyebilirim. Oyun arkadaşları tabi ki tüccarlar ve kendisi gibi üreticiler. Piyasaya her isteyen girip istediği ürünü, istediği zaman ve istediği gibi hatta fiyat kırarak alabiliyor! Resmi belge, bilgi… hak getire!

Çiftçi dolandırıldığında ne mi oluyor? Ödemeleri aksıyor tıpkı doğa ve hava kaynaklı afet yaşandığında olduğu gibi. Zirai ilaç bayisine borcunu ödeyemiyor, Aldığı sulama sisteminin borcunu ödeyemiyor, zorunlu olmasa da ödediği sosyal güvence primini yatıramıyor, … vergisini ödeyemiyor kısacası esnafın kasasına da, devletin kasasına dokunuyor bu olan biten..

 Geçtiğimiz yazılarımda da bahsettim dijital ortama aktarılan bir alıcı-satıcı sitemi kurdu (e-ticaret) Tarım ve Orman Bakanlığı.. ( https://ditap.gov.tr )  En azından satıcı size ulaştığında görebildiğiniz bilgi sistemi mevcut, lakin ödeme konusunda yaşanacak olumsuzlukta bakanlık ne yapar ne yapmaz…göreceğiz. Şunu da atlamayalım TMO üzüm alımında bir kez daha bu yıl yeniden tecrübe ederek gördüm ki dijital okuryazarlığımız yeterli değil.

Çiftçi, her şeye rağmen üretmeye çalışıyor..Dolandırılsa da, borçlansa da,… hacizle elinden malı mülkü gitse de ayakta kalmak için çabalıyor. Tüm bunlar olurken bazıları seyirci kalmayı seçiyor desek yeridir değil mi? Siyasilerinde ekranlarda çiftçi yanında şovenist söylemlerle iktidara yüklendiğini, simit-çay gibi saçma sapan hesaplar yaparak tüketicilik oynadığını ve nicelerini kendi adıma üzülerek ve büyük bir öfke ile izliyorum. Ne de olsa “ tok, açın halinden anlamaz!”  Oysa çözüm önerileri sunması gereken, kamuoyu baskısını kurması gerekenler onlar! İktidara gelince ne değiştireceklerini sanıyorlar? Oy kaygıları ile seçim beklentisi ve söylemleri ile destekledikleri ifadeleri de çok samimiyetsiz.

 Aynı ekranlarda şehirde geçinemiyorum diye feryadı basanları görüyorum haberlerde. Ödeyemediği faturalardan yakınanları, geç saatlerde pazarlara doluşanları.. Çalışamıyorum diyenleri, İş-Kur kapılarında bekleyenleri… Sahi, neden halen o geçinemediğiniz şehirlerde yaşamak ile yaşamamak arasında duruyorsunuz? Çünkü köylerde cazip gelen bir çalışma sistemi yok, okul yok, sağlık hizmeti yok, ulaşım yok, sosyal güvence yok, konfor yok…kurulu düzen yok,…kısaca  yok, yok! Bunlar olmayınca geriye göçün anlamı da yok, öyle değil mi? Aç kal, açıkta kal şehirde kal. Zira sosyal destekleri devletin ne güne duruyor!

Peki, bu kısır döngüyü halen “ ecdat ahilik sistemi kurmuş,…şöyle güvenilir, böyle düzenli” diye lafla mı kıracağız yoksa ÇKS kayıtlarından başlamak üzere, oto yol geçiş ücretleri, …nakliye ve depolama kayıpları,…hatta ticaret(?) sisteminde bazı zorunluluklar getirerek/uzmanlaşarak mı yapacağız?

Örneğin; Fransa’da en az bir ürün üreticisi değilseniz pazarda ürün satamazsınız!

Biz de maşallahımız var her alanın uzmanıyız, istediğimiz sektörde de boy gösteririz. Bundan sebep bir dünya markası yaratamıyoruz değil mi? “-mış” gibi yapmaktan öteye geçmiyoruz, geçemiyoruz. Çabalayanları ise kösteklemeye bayılıyoruz. Aşık Veysel’in sözü ne kadar da güzel özetliyor aslında… Fikir başka, başka! Sözün özüne dönecek olursak artan gıda fiyatlarında çiftçi halen kazanamazken, alıcı bulamazken üstelik dolandırılma riski ile her an yüz yüzeyken, tarım sektörü birbirine ilintili ve birbirini beslerken, tarımsal sanayi kuruluşları bir bir kapatılırken,… tüketici de üretileni aynı ucuzlukta alamıyor ve yiyemiyor ise şapkayı önümüze koyup düşünme vakti geldi de geçiyor diye düşünenlerdenim ya siz?