Nilüfer AYDEMİR

Hoş Geldin Kapitalizm

“Muhtaçken verebilen kişiden daha “zengin” olanı görmedim.” Hz. Ömer   Aristo zenginliği, kişi tarafından sahip olunan maddi ve yararlı mallar olarak ifade eder. Geçtiğimiz hafta mülkiyet demiştik, neydi mülkiyet;  “Taşınır..

Hoş Geldin Kapitalizm

“Muhtaçken verebilen kişiden daha “zengin” olanı görmedim.”

Hz. Ömer

 

Aristo zenginliği, kişi tarafından sahip olunan maddi ve yararlı mallar olarak ifade eder. Geçtiğimiz hafta mülkiyet demiştik, neydi mülkiyet;  “Taşınır veya taşınmaz üzerinde ki hak sahipliği” Peki, nedir zenginlik?

Türk Dil Kurumu “zengin” kelime anlamını “ Parası, malı çok olan, varlıklı, varsıl, fakir veya yoksul karşıtı” olarak tanımlar. Fakir karşıtı dediğine göre bir de fakire bakmak gerekiyor değil mi? “ Geçimini güçlükle sağlayan, yoksul, fukara, zengin karşıtı.” Karşıtlıklar durumu desek tam da yeri.

Türkiye Diyanet Vakfına ait olan İslam Ansiklopedisi ise

“asli ihtiyaçlardan fazla mala sahip olma ”yı zenginlik, “insanın zorunlu ihtiyaçlarını karşılayacak imkanlardan yoksun olması..”yı da  fakirlik olarak tanımlamıştır.

Bu sahiplik üzerinden kurulan karşıtlık devletler içinde geçerli olduğuna göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak zengin miyiz yoksa fakir mi?

Dolar, Altın, Euro..Frank, Türk Lirası karşısında artış kaydediyor..Müdahaleler sonucu gerilese de ülkenin fakiri fasfakir, orta gelirlisi yok, zengini çok zengin, çiftçisi de üretimden çekilmek zorunda bırakılıyor… hal böyle olunca şu soruyu da sormadan geçmek istemiyor insan;

“ İnsan, devlet için mi- devlet, insan için mi var olmalı?”

Colbertizm olarak tarihte kayda geçen ve bir Merkantalist olan Jean Babtiste Colbert’in  17. YY’da Fransa’da uyguladığı ulusal ekonomik politikadır. Bu görüşün savunduğu şuydu;

“Bir ülkenin siyasi, iktisadi ve askeri gücü, elinde tuttuğu değerli madenlerin miktarıyla orantılıdır. Devletin görevi bu madenlerin dış satımını azaltıp dış alımını artırarak, stoklarını çoğaltmaktır” demektedir. Onun için külçe altın ne kadar kıymetli ise tarımda da sanayi hammadesi olan ürün dışında tarım önemsizdir. Zira tahıl dışalımını artırırken satımını engelleyici ticaret uygulamalarıyla, sanayi iş gücünün maliyetini düşürücü çalışmalarıyla bilinir.

Türkiye’de ne oluyor diyorsanız kapitalizm saltanatını sürmeye başlıyor derim..

Maden kaynakları Türkiye’nin siyasal, ekonomik ve askeri gücünü etkileyecek bir öneme sahiptir düşüncesi ile devlet(?) elindeki maden varlığını artırmak için ülkenin her karışını delik deşik etmeye yemin edişi ve bunu Kanadalı şirketlere verişi boşa değildir.. Dış ticaret ve iç ticaret dengesi, zora gerekirse de savaşa başvurarak kurulmaya çalışılmaktadır.  Olası iç kargaşa için de aba altından gösterilen sopalar devrededir. Devletin büyük şirketleri, yönetimi ve denetimi altında tutma çabası ise gözden kaçırılmamalıdır. Tarım ürünlerinde ki sürdürülen ithalat sevdası ise geçecek gibi değildir.

O halde ne yapacağız?

Cato,Columella, Pliny ve Varro tarım üzerine yazılar yazdığı sırada Roma gücünü kaybetmekteydi ve ortak düşünceleri “basit köy yaşantısına” dönülmesiydi, tıpkı köleliğe karşı çıkmışlıkları gibi. Bugün geldiğimiz noktada benim de önerim tıpkı onlar gibi olacak..

Bırakın karşıtlıkları, halen sahibiyken topraklarınızın köylerinize dönün!

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL