Neyi Kutlayacaktık?

0
137

Türkiye’de ilk kez ve resmi olarak 1923 yılında kutlanan, 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı; birlik, dayanışma ve mücadele günü kabul edilse de gerçekten öyle mi?

Tekstilden otomotiv sektörüne kadar pek çok alanda sendikalaşma veya sendikalı olma hakkı gasp ediliyor, yani işçi hakkını ararken yalnız bırakılıyor. Sendikalı işçilerin iş akitlerinin çok farklı gerekçe veya bahanelerle sonlandırıldığını görüyor, okuyor ve duyuyoruz.

Sendikalar ise siyasallaşmış durumda. Örneğin, asgari ücret komisyonlarında masaya oturan sendikaların, o masadan kalktıklarında işçi lehine neredeyse hiçbir sonuç almadan kalkıyor oluşu gibi. Denem o ki, işçi birlik ve dayanışmasından daha çok siyasilerin arka bahçesi gibi hizmet verdikleri su götürmez bir gerçek.

Açlık sınırında/altında ki ücretlere; vardiyalı sistemde veya uzun mesai saatleri içinde, insani olmayan koşullarda, çalışan tüm işçi kardeşlerimin bugünü bayram olarak kutlaması mümkün mü?

Peki, tarım ve orman sektörünün emekçilerine baktığımızda durum nedir dersiniz?

Ormanlarda kesim yapan işçi aileler;  minibüs, çadır gibi pratik kurulup, kolay taşınabilen yaşam alanı oluşturuyor kendisine. En temel ihtiyaç olan barınma çözümü çoğu kişinin kamp yapma sevdasının süreklilik bulmuş hali.. . Kamp deyince elektrik, su gibi olmasa olmazları sunan bir işletme yok dağ başlarında! Bir küçük tek tüpte yemek yapılıyor, varsa bir panel ile telefon şarj ediliyor, tek bir lamba aydınlatma işini görüyor, taşıma su ile kişisel hijyen ve bulaşık çamaşır işleri görülüyor.. İmkanları neye yetiyor ise o, fazlası mı? Kesim yapan aileler sabahtan akşama kadar iş ve işçi güvenliği tedbirlerinden uzak, ağaçlar arasında can güvenliklerini riske atarak işaretli ağaçların kesimini yapar ve ster başına ücret alır.

Emek sömürüsü mü demiştiniz?

Mevsimlik tarım işçileri de en ilkel koşullar ile yaşamayı sürdüren grupta. Çoluk çocuk, yalın ayak başı kabak kâh pamuk tarlasında kah fındık bahçesinde arzı endam eder. Hani trafikte görürsünüz  “Canlı Hayvan Nakil Aracı” hah onun yazısız hali ile kamyon dorseleri içinde kara yazgılı insanlar taşınır durur oradan oraya.. Naylon çadırlarda sıkış tepiş ve sadece çalışmaya programlı bir hayattır yaşanan..iş kesilip alınmıştır, ücrette öyle hesaplanmıştır.

Mesela ” 10. Köy Teyatora” vizyona girmiştir, onlar gidecekleri 11.köye doğru yol almıştır.

Gündelik tarım işleri yapanlar vardır bir de.. Çapa, budama.. yaparlar, üzüm kesmeye gelirler, elma – kiraz toplamaya giderler,.. Tabir yerinde ise, ne iş varsa onu yapanlardır. “Otoyolda can pazarı, tarım işçilerini taşıyan minibüs devrildi.. ” siz böyle haberlerden tanırsınız onları. Balık istifi doluştukları minibüs, traktör römorku.. her zaman ekmek kazandırmaz bazen de canlarından eder onları.

Tiyatro ve sinema oyuncusu Erdal Beşikçioğlu “Bir delinin günlüğü” oyunu ile turneye çıkmıştır, Anadolu’da ki nasırlı ellerin haberi bile olmamıştır.

Hayvansal üretim yapan işletmelerde bakıcı olarak çalışan aileler vardır bir de büyükbaş ve sütçü ise; sabahın dördünde başlar mesai, yemdi sağımdı, gübre taşımaydı bir gün yiter gider. Küçük ise, kırkımdı, doğumdu, hastalıktı, merada otlatmasıydı derken geçmiştir işte çoktan gün. Hatta yetmez 24 saat.

“Boğaziçi Caz Korosu” konser verecekmiş, gider miyiz?

Tarım sektöründe çalışma; sosyal haklardan uzak, düşük ücretli, can güvenliği olmadan ve ağır çalışma koşulları altında süreklilik ve tekrar içinde gerçekleşir.

Meydanlar da davulla, zurnayla, beylik laflarla kutlama değil daha insani koşullarda çalışma ve de yaşama hakkının savunulduğu ortamlarda buluşmak en büyük temennimizdir.

-Reklam Alanı-